Kolu çekmek, en az zarar ilkesiyle beş yerine bir kişinin ölmesini sağlayarak toplam acıyı azaltır.
Ahlaki muhakemede temel bir ilke, eşit değerde hayatlar arasında toplam zararı azaltmaktır. Beklenen fayda hesabı açıktır: beş hayatın kurtulması, bir hayatın trajik kaybına rağmen, toplam refahı artırır. Burada nicel fark niteliksel bir ağırlık doğurur; beş aile, beş gelecek, beş “dünya” korunur. Karar, kimliklere indirgeme değil; her bir hayatın eşit değerinin ciddiye alınmasıdır. Kolu çekmek, elimizdeki tek kaldıraçla kaçınılmaz zarar durumunda zararı en aza indirmenin ahlaki cüretidir. Eylemsizlik ise bilinen daha büyük bir yıkımı göz göre göre kabul eder.
Hiçbir şey yapmamak ahlaki tarafsızlık değil, öngörülen büyük zararı onaylayan bilinçli bir tercihtir.
Felsefede eylem–ihmal asimetrisinin cazibesi, sorumluluğu görünmez kılar; oysa ihmal de sonuç doğuran bir eylem türüdür. Omission bias vicdanı rahatlatır ama gerçeği değiştirmez: rayda beş kişi ölecektir ve bu, seçimi yapmamanın öngörülebilir sonucudur. Ahlaki özneliğin olgunluğu, sonuçların ağırlığını üstlenmek ve müdahale edebildiğimiz yerde etmektir. Kolu çekmek, “benim yüzümden” değil, “benim sayemde” daha az insan zarar görsün kararlılığıdır. Sorumluluğu üstlenmek acıdır, fakat ahlaki hesap verme eylemsizlikle değil, bilinçli müdahaleyle mümkün olur. Böylece kayıtsızlığın konforu yerine sorumluluğun erdemi seçilir.
Çifte etki doktrinine göre, kolu çekmenin niyeti öldürmek değil daha çok hayat kurtarmaktır; kayıp öngörülen ama amaçlanmayan yan etkidir.
Thomas Aquinas’tan bu yana geliştirilen çifte etki ilkesi, amaçlanan ile öngörülen sonuç arasında belirleyici bir ayrım yapar. Kolu çektiğimizde amaç, bir kişiye zarar vermek değil, beş kişinin ölümünü engellemektir; kayıp, kaçınılmaz fakat amaçlanmayan bir yan etkidir. Bu niyet konumlandırması, kişiyi salt araçsallaştırmayı reddeder; ölüm ray değişiminin trajik sonucu olarak doğar, bir araç olarak seçilmez. Bu ayrım, deontolojik endişeleri tümüyle silmez; onları daha büyük kötülüğü önleme yönünde hizalar. Ahlaki fail olarak kötü olan ile daha az kötü olan arasında, iyi niyetle ve zorunluluk halinde seçim yaparız. Böylece merhametle çerçevelenmiş bilinçli eylem, pasif onaydan tutarlıdır.
Kolu çekmek, cesaret ve merhamet erdemlerini somutlaştırır ve kriz anlarında toplumsal güveni güçlendirir.
Erdem etiğine göre iyi insan, zor anlarda acıyı azaltmak için elini taşın altına koyar; bu, cesaret ve merhametin birlikteliğidir. Toplum, felaket anlarında en az zararı yaratacak şekilde harekete geçen kişilere güvenir; bu güven, ortak yaşamın sigortasıdır. Kural düzeyinde genelleme yaptığımızda, “zararı minimize etmek için müdahale et” normu koordinasyonu ve öngörülebilirliği artırır. Böyle bir ethos, komşuluk hukukundan afet dayanışmasına uzanan kültürel bir omurga kurar: görüp de geçmeyiz, imkânımız varsa müdahale ederiz. Kolu çekmek, “ben” ile “biz”i barıştırır; kişisel vicdan ile kamusal iyilik arasındaki uçurumu kapatır. Neticede, bu tercih yalnız hayatları değil, birlikte yaşama ahlakını da korur.